" Madem biz doğru şeyler dile getirdiğimizi söylüyoruz, var olan şeyleri dile getirdiğimizi de söylememiz zorunlu."
PLATON
Bazı toplumları apolitize ederek (Amerika), bazı toplumları ise tarihi kültürel ve sosyolojik yapısından dolayı politize ederek elde tutmak daha basittir (Avrupa,Türkiye).Bir amerikalı Filistin’in neresi olduğunu bilmezken,ya da Irak’ta Amerika’nın ne işi olduğunu sorgulamazken,Avrupa ve Türkiye gibi ülkeler toplumsal olarak sansasyonalize edilebilecek toplumlardır.Mesela solcuları ya da feministleri incelediğimizde,bir feminist ne kadar isteniyorsa,o kadar feminist.Bir solcu ne kadar isteniyorsa o kadar solcu…Feministler soyadı kanunundaki değişiklikle birlikte kendi soyadlarını kullanacakları için zafer elde ettiklerini düşünmektedirler,bir diğer örnek ise yine bir çok feministin sempatisini kazanmış olan ve büyük bir taraftarı feministlerden oluşan HDP,eş başkan sistemiyle,kadınlara da siyasette en az erkekler kadar yer vereceğini iddia ediyor,fakat görüyoruz ki büyük ihtimalle erkeklerin daha fazla tecrubeli olduğunu düşündüğü için ilk iki yıllık dönemi çoğunlukla erkek eş başkanlara vermiştir.(1) Trajik olan,feministler için bunun sindirilebilir olması,iktidardan,ya da erkeklerden oluşan bir fanusda feministlerin kendilerini çok kısıtlı politikalar üretmesi,ve bu kısıtlı alanda var olmaya çalışmaları üzücü.Fakat feministlerin varolduklarına inanmaları daha da üzücü.Feministler şimdi bile ne kadar kendilerinin bağımsız olduklarını düşünselerde,erkeklerin iktidar kavgasında politik bir koz olarak kullanılmaktadırlar,feministlerin bu kolay kandırılması,ve sloganik yaşamı,onları çok kolay elde tutulur hale getirmiştir.Solcular ise gezi parkını desteklerken,aynı şey Ukrayna’da olunca kendi ideolojilerinin ağır basmasından dolayı Ukrayna’daki devrime destek vermemişlerdir.Ukrayna’daki,Gezi’yle neredeyse aynı şekilde cereyan eden bir halk hareketi devrim olarak değerlendirilmezken, Gezi hareketi devrim statüsünü kazanır.Aradaki çelişkiyi tüm yönleriyle ortaya koyma gerekliliği ise solcular tarafından yanıtsız bırakılır..Ne kadar isteniyorsa o kadar feminist veya ne kadar isteniyorsa o kadar solcu’daki o yöneten ve isteyen şey bazen iktidar bazen ise ideolojinin bizzat kendisidir.
Optimum yararı bir tek sağcılık sağlayabilir.Çünkü optimum
yarardan bir tek sağcılık bahseder.Olabilecek
koşulların en iyisini yaratmak yalnızca,olan koşulları kabul etmekle başlayabilir.Tatminsizliğin
sürekli olumlu görünüp,sağcılığın durgun bir tatmin haliyle suçlanması
gerçeklikle bağdaşmaz.Bir evi güzelleştirmek için pencereleri yenilemekle evi yıkmak
aynı şey değildir.Solcular yıkıp yenisini yapmak ister.Hatta bir süre sonra “yeniden
inşa”yı değil de “yıkım”ı kutsamaya başlarlar...
Fakat sağcılık,bundan farklıdır.Sağcılık bir ideolojiden ya
da bir izm’e sahip olmaktan çok kitle
anlamına gelir.Sağcılık şimdiye kadar genellikle 18.yüzyıl ingiliz
muhafazakarlığı üzerinden okundu. Serbest piyasanın devamını sağlayıp,parayı ve
gücü elinde tutup sistemden nemalanan kişiler olarak adlandırıldılar.Sürekli
nefret kusulan,ego tatmin eden bir hale geldi.Fakat büyük şirket sahiplerinin
ya da bir ceonun neden akpye değil de sol partilere oy verdiği sorusu bu kavramın
artık 18.yüzyıl sağcılığı üzerinden okunamayacağının göstergesidir.Sağ kendini
kandırmaz.Durumun içinde bulunur,dışarıdan analiz etmez. Çözümü ani olmayan
yıllarca sürebilecek birzaman zarfında işleri yoluna koymaya çalışan bir harekettir.
Karakter olarak baba ile bağdaşır.Bir
anne çocuğunun başına bir şey geldiğinde en çok galeyana gelen ya da çocuğunun
yanında varlığını hissettiren kişidir.Fakat
bir baba çocuğuna sert ve uzak davranır ya da bir acısını gördüğünde yumuşak
bir tutum izlemez,ancak bu durum onun çocuğunun iyiliğini istiyor olduğu
hakikatini gölgelemez,aksine baba figürü çocuğunun geleceğe dair daha kapsayıcı
bir iyi hal içinde bulunması gerektiğini düşünür.Sağcılık kısımsal
merhametedeğil, bütünsel merhamete bakar,kişilerin ülküler uğruna fedasından
çok, toplumun ortalamasının ekonomik durumu ve sosyal refah onun için daha önemlidir.
Solculuk bütün köşeleri kapmışken ve vicdan bayraktarlığını
kimseye bırakmıyorken sağcılığın bu kadar başarılı ve siyasal alanda dominant
olan olması halk denilen şeyin akıldan değil izlenimden oluşmasından
kaynaklıdır.İzlenimden oluşmuş bir şeye akılla müdahele edilirse kaos doğurur.Sağcılık
izlenimle müdahele eder ve bu yüzden başarılıdır.Yani bukalemunun renk
değiştirmesi gibi o,halkla hareket eder kendinin ne olduğunu farkettirmeden.Solculuk
ise sürekli ani bir çıkıştan ve sürekli kendini belli etmeden yana.Ama bu da
onun en büyük kaybı oluyor.Çabuk yakalanıyor avcısına ve çabuk alaşağı ediliyor.
Sağcılık dinle yoğrulduğundan iktidarın ne olduğunu bilir ve
onu içerden tanır.İktidar yabancı bir
nesne değil insana dair ,öncelikle Allah’la olmak üzere onun tüm ilişkilerine
sinmiş bir haldir.İktidar kan dolaşımıdır.Fakat solcular kendileri de bu
iktidarın öznesi oldukları halde bu bilinci reddederler.Sağcılıkta itaat ve
çile kültürü öne çıkarken, solculukta kutsama kültürü öne çıkmıştır.
Kısacası sağcılık, iktidar yokmuş gibi davranmaz ve buradan
bir yapay bir onurluluk hali üretmez. Gerçekliğin ekarte edildiği ve ani tepkinin görünür olduğu zamanımızda, sağcılığın temelini gerçeklikten alması üstüne düşünmek sadece siyaseti değil, tüm insan ilişkilerini anlamlandırmamıza yardımcı olacaktır.
Sümeyye Sena Polat